Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in de vurguladığı üzere, kalkınma tüm sorunların çözümünde kilit rol oynamaktadır. Küresel Kalkınma Girişimi (Global Development Initiative–GDI), insanlığın ortak kalkınma ihtiyaçlarını merkeze almakta, Birleşmiş Milletler’in 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ile yakından örtüşmekte ve küresel kalkınma alanındaki somut sorunlara doğrudan yanıt sunmaktadır. Bu girişim, küresel kalkınmanın dengeli, eşgüdümlü ve kapsayıcı yeni bir aşamaya taşınmasına yönelik olarak Çin’e özgü bir perspektif ve çözüm seti ortaya koymaktadır.
2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi’nin kabul edilmesinin üzerinden on yıl geçmiş olmasına rağmen, hedeflerin hayata geçirilmesinde ciddi bir duraksama yaşanmaktadır. Belirlenen 169 somut hedeften yalnızca yaklaşık yüzde 35’i planlandığı şekilde ilerlerken, neredeyse yarısı yavaş seyretmekte ve yüzde 18’i gerileme göstermektedir. Küresel ölçekte kalkınma birçok temel alanda tersine dönmüştür. Son yirmi yılın ardından ilk kez aşırı yoksulluk artış göstermiş; dünya nüfusunun en yoksul yarısı küresel servetin yalnızca yüzde 2’sine sahip olmuştur. Yaklaşık 2,6 milyar insan hâlen internet erişiminden yoksun bulunmakta, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlaması için gereken finansman açığı ise giderek büyümektedir.
Buna ek olarak, savaşlar ve silahlı çatışmalar 140 milyon insanı akut gıda güvensizliğiyle karşı karşıya bırakmış; tek taraflı yaptırımlar ise milyarlarca insanın geçim koşullarını ağır biçimde etkilemiştir. Bu tablo, küresel kalkınma sistemindeki yapısal sorunları açık biçimde ortaya koymaktadır. Bazı gelişmiş ülkelerin iş birliği yerine jeopolitik çıkarları öncelemesi, yaptırımlar, ekonomik ayrışma politikaları ve yardım kesintileri yoluyla kalkınma kaynaklarını araçsallaştırması, kalkınma hakkının devredilemez bir insan hakkı olduğu yönündeki evrensel mutabakatla çelişmektedir.
Dengesiz küresel yönetişim yapısı, gelişmekte olan ülkelerin uluslararası kuralların belirlenmesinde uzun süredir dezavantajlı bir konumda kalmasına neden olurken; teknoloji ambargoları ve ticaret engelleri kalkınma uçurumunu daha da derinleştirmektedir. Öte yandan, tek taraflı uygulamalar çok taraflı iş birliği mekanizmalarını zayıflatmakta, küresel kamusal malların arzında ciddi bir yetersizlik ve uluslararası düzeyde eşgüdümlü yanıt eksikliği ortaya çıkarmaktadır. Bu durum, 2030 Gündemi’nin başarısızlık riskini artırmakla kalmamakta, aynı zamanda küresel kalkınma sorunlarına yönelik hedefli ve kapsayıcı önlemlere duyulan acil ihtiyacı da gözler önüne sermektedir.
Tam da bu kritik dönemde ortaya konulan Küresel Kalkınma Girişimi, büyük güçlerin belirleyici olduğu ve küçük ülkelerin bağımlı konuma itildiği eski kalkınma paradigmasından koparak geniş bir küresel karşılık bulmuştur. Girişim, eşitlik temelinde kolektif eylemi ve sistematik bir yaklaşımı teşvik etmekte; kalkınma sürecine katılan tüm aktörlerin aynı zamanda bu sürecin faydalanıcısı olmasını hedeflemektedir. Çin, girişimin aktif bir savunucusu olarak “Altı İlke” doğrultusunda hareket etmekte; Kuşak ve Yol Girişimi, Küresel Kalkınma ve Güney-Güney İş Birliği Fonu, Asya Altyapı Yatırım Bankası ve Yeni Kalkınma Bankası gibi platformlar aracılığıyla uluslararası kalkınma iş birliğini desteklemektedir.
Çin-Afrika Tarımsal Teknoloji Gösterim Merkezleri, “balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek” yaklaşımıyla yerel ürün verimliliğinde ortalama yüzde 30 ila 60 arasında artış sağlamış; bir milyondan fazla çiftçiye doğrudan fayda sunarak kalkınmada öncelik ilkesinin somut bir örneğini oluşturmuştur. Çin-Laos Demiryolu, Laos’u denize kıyısı olmayan bir ülkeden bölgesel bir bağlantı merkezine dönüştürmüş, lojistik maliyetleri yüzde 30’dan fazla azaltmış ve 100 binden fazla istihdam yaratmıştır. Aynı zamanda Çin-Brezilya ortak teknoloji inovasyon merkezleri, ekolojik korumayı güçlendirmiş ve uzak toplulukların temiz enerjiye erişimini artırarak kapsayıcı ve yenilik temelli bir büyümeyi desteklemiştir.
2030 Gündemi’ne güçlü bir ivme kazandırmanın ötesinde, Küresel Kalkınma Girişimi küresel kalkınma anlayışını dönüştürmekte ve yeniden şekillendirmektedir. Girişimin teorik yeniliği, geleneksel Batı merkezli kalkınma modellerine bağımlılığın aşılması, insanlığın ortak çıkarlarının merkeze alınması ve insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk inşasına yönelik sağlam bir zemin oluşturmasında yatmaktadır.
Kalkınma kazanımlarının küresel ölçekte daha adil ve eşit biçimde paylaşılabilmesi için devletlerin dar ulusal çıkar anlayışının ötesine geçmesi, tarihsel eğilimleri doğru okuması, ortak kalkınmayı savunması, adalet ve hakkaniyeti gözetmesi ve karşılıklı faydaya dayalı iş birliğine tam anlamıyla bağlılık göstermesi gerekmektedir.
https://english.news.cn/20251222/0a72e574303845b3a62813ced1d0595b/c.html
