Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) LinkedIn
    Kuşak ve Yol
    • Kurumsal
      • Hakkımızda
      • Platformlar
        • Kuşak ve Yol Girişimi İşadamları Platformu
        • Kuşak ve Yol Girişimi Sivil Toplum Kuruluşları Platformu
        • Kuşak ve Yol Girişimi Yerel Yönetimler Platformu
        • Kuşak ve Yol Girişimi Medya Platformu
    • Kuşak ve Yol Girişimi

      Kısa Tarihi ve Üye Devletler

      8 Ocak 2024

      Kuşak ve Yol Girişimi Yatırım Projeleri

      1 Ocak 2024

      Finansman

      1 Ocak 2024
    • Haberler

      Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic, Çin’e ilk devlet ziyaretini gerçekleştirecek

      21 Mayıs 2026

      Xinhua Başlıkları: Şi ve Putin, Pekin’deki Görüşmede İkili İlişkilerde “Yeni Bir Aşamayı” Selamladı

      21 Mayıs 2026

      Şi ve Putin, kapsamlı stratejik koordinasyonu güçlendirme, iyi komşuluk ilişkilerini ve dostane işbirliğini derinleştirme konusunda ortak bir bildiri imzaladılar

      20 Mayıs 2026

      Çin ile Rusya arasındaki derin ve kalıcı dostluk

      19 Mayıs 2026

      Çin Başbakanı Li: Çin ve Almanya ticarette yeni fırsatlara odaklanacak

      27 Şubat 2026
    • Yayınlar
      1. Analiz
      2. İnfografik
      3. Rapor
      4. Röportaj
      5. Tümü

      Çin’in Yükselişi: Küresel Sistemin Dönüşümü ve Hegemonya Mücadelesi

      21 Mayıs 2026

      Çin’de Cinsiyet Kutuplaşması: Giddens’ın Yapılandırma Teorisi

      20 Mayıs 2026

      Çin’in ABD-İsrail-İran Savaşı’na Yaklaşımı

      19 Mayıs 2026

      Şi Cinping’in 2026 Mesajları: Çin’in Söylemsel Kimlik İnşası

      23 Şubat 2026

      İnfografik: Tacikistan ve Çin Kuşak ve Yol Girişimi’nde İşbirliği

      20 Mayıs 2026

      İnfografik Küresel Refahın Anahtarı: Kuşak ve Yol

      20 Aralık 2025

      İnfografik Kuşak ve Yol Girişimi’nin Kafkasya’ya Katkıları

      18 Aralık 2025

      Kuşak ve Yol girişimi Bağlamında Balkanlar’da Yürütülen Projeler

      3 Ekim 2025

      Yeni Küresel Sistemin İnşasının Temel Dinamikleri Olarak Xi Jinping’in Dört Girişimi Raporu Yayında!

      5 Mayıs 2026

      Kuşak ve Yol Girişimi 2024 Yılı 1. Dönem Raporu Yayında!

      4 Kasım 2024

      Türkiye-Çin İlişkileri: Kuşak ve Yol İşbirliği Temelinde İnsanlık için Ortak Vizyon ve Stratejik İşbirliği Raporumuz Yayında!

      4 Kasım 2024

      Kuşak Ve Yol Girişimi Çerçevesinde Çin’in Güney Kafkasya Ülkeleriyle ilişkisi

      14 Haziran 2024

      CAICT, Araştırmacı Bingyi Yang: “Çin, Yapay Zeka (YZ) Gelişimine Büyük Önem Veriyor.”

      26 Mart 2025

      Astana Bilgi Teknolojileri Üniversitesi, Dr. Öğr. Üyesi Ainur Slamgazhy: “KYG Aracılığıyla Çin’in Küresel Sahnede Oynadığı Rol, Projenin Uluslararası İmajını ve Algısını Önemli Ölçüde Etkilemektedir.”

      12 Ekim 2024

      Pencab Üniversitesi, Prof. Dr. Rehana Saeed Hashmi: “Çin, Kuşak ve Yol Girişimi ile Stratejik Bir Vizyon Ortaya Koymuştur.”

      20 Eylül 2024

      PRCCSF Başkanı Khalid Taimur Akram: “Kuşak ve Yol Girişimi, farklı kültürler ve bölgeler arasında daha fazla anlayış ve işbirliğini teşvik ederek, katılımcı ülkeler arasında kültürel ve kişiler arası alışverişi kolaylaştırmıştır.”

      8 Mart 2024

      Çin’in Yükselişi: Küresel Sistemin Dönüşümü ve Hegemonya Mücadelesi

      21 Mayıs 2026

      Çin’de Cinsiyet Kutuplaşması: Giddens’ın Yapılandırma Teorisi

      20 Mayıs 2026

      İnfografik: Tacikistan ve Çin Kuşak ve Yol Girişimi’nde İşbirliği

      20 Mayıs 2026

      Çin’in ABD-İsrail-İran Savaşı’na Yaklaşımı

      19 Mayıs 2026
    • İletişim
    • Türkçe
      • Türkçe
      • English
    Kuşak ve Yol
    Anasayfa » Çin’in Yükselişi: Küresel Sistemin Dönüşümü ve Hegemonya Mücadelesi
    Analiz

    Çin’in Yükselişi: Küresel Sistemin Dönüşümü ve Hegemonya Mücadelesi

    Kusak ve YolBy Kusak ve Yol21 Mayıs 2026
    Share
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email Telegram

    Günümüz uluslararası ilişkiler karmaşasında küresel düzen her geçen gün daha istikrarsız bir yapıya bürünmektedir. Bu istikrarsızlık, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve enerji fiyatlarının aşırı yükselmesi örneğinde olduğu gibi, küresel kaynakların ithalat ve ihracat dengelerini olumsuz etkilemekte, bu durum ise tedarik zincirlerinin dağılımını bozarak küresel ekonomi üzerinde ciddi kırılganlıklar yaratmaktadır.

    Günümüz dünyası;

    • Küresel ısınma,
    • İklim değişikliği,
    • Aşırı silahlanma,
    • Göç,
    • Radikalleşme,
    • İsrail yayılmacılığı,
    • Gıda güvenliği,
    • Siber güvenlik tehditleri,
    • Ticaret güzergâhları üzerindeki riskler,
    • Uluslararası hukuksuzluk,
    • Lojistik merkezlerine yönelik tehditler ve
    • Toplumların ahlaki sorunlarına (LGBT ve değerler eğitimine yönelik yozlaşma) kadar uzanan çok boyutlu güvenlik sorunlarıyla karşı karşıyadır. İnsanlığa yönelik bu tehditler, dünyanın adeta “krizler yüzyılına” girdiğini göstermektedir.

    Sayısız krizle boğuşan küresel sistem, aynı zamanda köklü değişim ve dönüşümlerden geçmektedir. Bu değişim ve dönüşümler sonrasında önümüzdeki yıllarda birçok devlet ya haritadan silinecek ya da çok sayıda devletin sınırları değişecektir. Diğer bir ifadeyle, Batı hegemonyasının sonuna yaklaşıldığı ve küresel sistemde lider ve belirleyici yeni bir hegemon aktörün ortaya çıkacağı yönünde güçlü eğilimler bulunmaktadır. Bu hegemon devletin Çin olma ihtimaline ilişkin uzman çevrelerde güçlü değerlendirmeler yapılmaktadır.

    Birinci ve İkinci Dünya Savaşı süreçlerinde Sovyetler Birliği, Japonya ve Avrupa devletleri birbirleriyle savaşarak güç kaybetmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’na sonradan dâhil olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise Japonya’ya atom bombası atarak savaşın küresel galibi olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin hegemon güç olarak yükselmesinde en etkili unsurlardan biri, nükleer silah teknolojisi yoluyla atom bombası üretebilmesi ve bu yolla rakiplerine karşı caydırıcılık oluşturmasıdır.

    1945 sonrasında ABD, atom bombası ve askeri caydırıcılığı bir tehdit unsuru olarak kullanırken, aynı zamanda dolar hegemonyasını dünyaya dayatmıştır. Benzer şekilde Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi kurumların inşasında da ABD çıkarlarının belirleyici olduğu görülmektedir. Bu kurumlar zaman içerisinde bazen diğer devletlerin lehine, bazen de aleyhine işleyen küresel düzenin araçları haline dönüşmüştür.

    George Modelski’nin Uzun Döngüler Teorisi’ne göre ortalama her 100 yılda bir küresel politik sistem içinde bir ulus-devlet hegemon güç konumuna yükselmekte ve bu süreç döngüsel ritimlerle devam etmektedir. Modelski’ye göre küresel politik sistemin evrimi, bugünkü Çin coğrafyasında Sung Hanedanı döneminde başlamıştır. 11. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar Avrasya, dünya sisteminin aktif merkezi olmuştur. Bunun temel nedenlerinden biri matbaa, pusula, barut ve ateşli silah gücü gibi ekonomik ve teknolojik gelişmelerin küresel politik dönüşümü doğrudan etkilemesidir. Diğer bir ifadeyle bu teknolojik yenilikler dünya hegemonyasının yönünü belirleyen temel unsurlar olmuştur.

    Tarihin her döneminde bir devletin bölgesel ve küresel güç pozisyonuna yükselmesinde çeşitli değişkenler, belirleyici rol oynamıştır. Ayrıca çeşitli devletlerin jeopolitik ve jeostratejik konumları, o devletlerin, ithalat ve ihracat dengeleri çerçevesinde lider konuma yükselmesinde etkili olmuştur.

    Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin 15. ve 16. yüzyıllarda küresel güç olmasının temel sebeplerinden biri Anadolu’nun Doğu ile Batı arasında önemli bir ticaret güzergâhı olmasıdır. Tarihî İpek Yolu’nun Anadolu’dan geçmesi Osmanlı’ya büyük ekonomik gelirler sağlamış, bu gelirler Osmanlı’nın 16. yüzyıldaki şahlanışını ve küresel güç pozisyonunu desteklemiştir. Dolayısıyla küresel sistemde bir devletin hegemon güç olmasında coğrafi avantajlar, ticaret koridorları ve lojistik merkezlerin kesişim noktasında bulunması, o devlet için büyük önem taşımaktadır. Fakat coğrafi keşifler sonrasında Anadolu’yu baypas eden deniz ve okyanus merkezli yeni ticaret güzergâhlarının ortaya çıkması, Osmanlı’nın ekonomik güç kaybını beraberinde getirmiştir.

    18. yüzyılda sanayi devrimiyle birlikte kömürün buharlı gemilerde kullanılması, 19. yüzyılda petrolün özellikle hava araçlarında stratejik önem kazanması ve 20. yüzyılda doğalgazın öneminin artması, İngilizlerin ve ABD’nin dünya hegemonyasına yükselmesini beraberinde getirmiştir. 

    Özetle matbaa, pusula, barut, ateşli silahlar ile kömür, petrol ve doğalgaz gibi enerji türlerinin etkin ve verimli kullanılmasına yönelik teknolojik gelişmeler, küresel gücün ve/veya küresel hegemonyanın yönünü belirlemiştir.

    Bugün İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD hegemonyasında kurulan dünya düzeninin çökme aşamasına geldiği yönünde güçlü göstergeler bulunmaktadır. Bu göstergeler aşağıda kısaca özetlendiğinde;

    • Trump yönetiminin Ocak 2026 tarihi itibariyle yaklaşık 31’i BM bağlantılı olmak üzere toplamda yaklaşık 66 uluslararası kuruluştan çekilme yönünde kararlar alması, 
    • ABD’nin kurduğu NATO ve BM gibi örgütlerin bölgesel ve küresel krizlere çözüm üretememesi ve işlevsiz hale gelmeleri, 
    • Türkiye, Hindistan, Brezilya, Rusya ve Suudi Arabistan gibi orta ölçekli bölgesel güçlerin yükselişi, 
    • Çin’in siyasal, askeri, ekonomik, kültürel ve özellikle teknolojik alanlarda hızla ilerlemesi, 
    • ABD ve İsrail’in Rusya ve Çin karşısında İran’ı yenememesi,
    • ABD-Çin ticaretinde ABD aleyhine oluşan büyük açıklar, 
    • Doların rezerv para niteliğinin her geçen gün aşınması, 
    • NATO’nun eski gücünde olmaması ve dağılacağına yönelik tartışmaların artması, 
    • Avrupa, Körfez ve Japonya gibi ülkelerin ABD müttefikliğine yönelik güvenlerinin azalması, 
    • NATO’nun Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Avrupa güvenliğini sağlayamaması, 
    • İsrail’in bölgedeki saldırıları nedeniyle hem İsrail’in hem de ABD’nin küresel prestij kaybına uğraması gibi birçok gelişme ABD’nin küresel gücünün zayıfladığını göstermektedir.

    ABD, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ni dengelemek amacıyla 1971 yılında Çin’in BM Güvenlik Konseyi’ne dâhil olmasına destek vermiştir. 1980’lerden itibaren dışa açılan Çin ise özellikle 2001 yılında DTÖ’ye katıldıktan sonra siyasal, ekonomik, askeri, kültürel ve teknolojik olarak hızla yükselmiştir. 2000’li yıllardan itibaren kalkınmasını hızlandıran Çin, 2013 yılında Kuşak ve Yol Girişimi’ni (KYG) ilan ederek mal, hizmet ve sermayesini küresel ölçekte dolaşıma sokmayı ve büyük bir bağlantısallık ağı kurmayı hedeflemiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin Bretton Woods sistemi, BM, NATO ve DTÖ gibi kurumlar üzerinden müttefikler oluşturarak hegemonya inşa etmesine benzer şekilde Çin de KYG üzerinden bir yükseliş modelini hayata geçirmeye çalışmaktadır.

    Çin, bu girişimle paralel olarak Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi yapılar üzerinden Küresel Güney ülkeleriyle müttefiklik ağını genişletmektedir. Bu yapılar, dolar merkezli düzene karşı çıkan oluşumlar olarak öne çıkmakta ve bunların güçlenmeleri, Amerikan hegemonyasının zayıflamasının göstergesi olarak yorumlanmaktadır.

    ABD’nin küresel hâkimiyetinin devamlılığı üç temel faktöre bağlıdır. Bunlardan:

    • Birincisi ABD öncülüğünde kurulan BM, NATO ve DTÖ gibi kurumların sürekliliği, 
    • İkincisi petrol ve doğalgaz rezervlerinin kontrolü, 
    • Üçüncüsü ise uluslararası ticaret koridorları ve lojistik merkezlerinin kontrolüdür. 

    Son yıllardaki krizler ve teknolojik gelişmeler çerçevesinde analiz edildiğinde, ABD’nin bu üç alandaki nüfuzunun hızla aşındığı görülmektedir.

    11 Eylül 2001 tarihinde İkiz Kulelere yönelik saldırıların ardından ABD, İslami terörle mücadele gerekçesiyle Afganistan’a askeri müdahalede bulunmuştur. Bu müdahale, Afganistan’da ABD askeri varlığının tesis edilmesine ve Çin’in bölgesel etkisinin sınırlandırılmasına yönelik stratejik hedeflerle birlikte yürütülmüştür. Diğer bir ifadeyle ABD, Çin’i durdurmak için Afganistan’a gitmiştir. Ancak ABD’nin Afganistan’daki varlığı, Çin’in Sincan-Uygur Özerk Bölgesi üzerinden batıya yönelik stratejik açılımını engelleyememiştir. İlerleyen süreçte ABD, Libya, Suriye, Irak ve İran merkezli bölgesel çatışma ve savaş süreçlerinde hedeflediği sonuçlara ulaşamamış ve bu alanlarda başarısız olmuştur.

    İran’a yönelik savaşta uğradığı başarısızlık nedeniyle ABD’nin Hazar Denizi, Hürmüz Boğazı, Babül Mendep Boğazı ve Süveyş Kanalı hattındaki nüfuzunun zayıfladığı görülmektedir. ABD’nin bu alanlardaki gücünün zayıflaması, küresel enerji rezervleri, ticaret koridorları ve lojistik merkezleri üzerindeki kontrolünün eskisi kadar güçlü olmadığını yansıtmaktadır.

    Çin, 2000’li yılların başından itibaren özellikle nadir toprak elementleri ve kritik mineraller üzerinden yeni güç parametrelerine yatırım yapmıştır. Geçmişte matbaa, pusula, barut ve fosil enerji kaynakları küresel hegemonyayı nasıl şekillendirdiyse, günümüzde de nadir toprak elementleri ve kritik minerallerin benzer rol oynayabileceği değerlendirilmektedir.

    Nadir toprak elementleri ve kritik mineraller;

    • Her türlü yenilenebilir enerji sistemlerinde ve nükleer reaktörlerde, 
    • İHA/SİHA’lar, F-35 ve füze sistemleri dâhil olmak üzere tüm savunma sanayisinde, 
    • Telefon, tablet ve bilgisayar gibi tüm dijital teknolojilerde,
    • Tüm elektrifikasyon süreçlerinde ve  
    • Tüm elektrikli araçların üretiminde çok büyük önem taşımaktadır.

    Yukarıdaki alanlarda beliren ihtiyaçlar nedeniyle ABD dâhil birçok ülke, Çin’le işbirliği geliştirmek zorunda kalmaktadır. Bu durum, Çin’in küresel güç pozisyonunu ve/veya küresel hegemonyasının pekiştirmesine sebebiyet verecektir. 

    ABD; Çin’i çip teknolojileriyle, gümrük tarifeleriyle ve enerji jeopolitiği üzerinden baskılamaya çalışmış ve başarısız olmuştur. İran Krizi ve Hürmüz Boğazı bağlamındaki gelişmelerin ise ABD açısından birtakım ekonomik ve stratejik maliyetler üretmiştir. Diğer bir ifadeyle ABD, “petrol kartını” oynayarak İran üzerinden Çin’i baskılamak ve kontrol etmek istemiş, fakat enerji fiyatlarının yükselişi, ABD’yi olumsuz etkilemiştir. Bu süreçte Çin’in doğrudan çatışmaya girmeden jeopolitik avantaj kazandığı, yükselen enerji fiyatlarının Rusya’ya da ekonomik fayda sağladığı ve Rusya’nın Ukrayna bağlamında Avrupa karşısında belirli üstünlükler elde ettiği görülmektedir. Çin, bir bakıma, deyimi yerindeyse “kurşun atmadan” ABD karşısında zafer kazanmaktadır. Çünkü ABD, Orta Doğu’da İran bataklığından nasıl çıkacağına dair strateji geliştirememektedir. 

    Çin, 44 milyon tonluk nadir toprak rezerviyle dünya rezervlerinin önemli bölümünü elinde bulundurmaktadır. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun 2024 yılı verilerine göre;[i] dünyada Çin’den sonra en fazla nadir toprak rezervlerine sahip olan ilk 6 ülke sıralandığında Brezilya (21.000 ton), Hindistan (6.900 ton), Avustralya (5.700 ton), Rusya (3.800 ton), Vietnam (3.500 ton) ve ABD (1.900 ton) gelmektedir.

    2023 yılı üretim verilerine göre Çin, 240 bin tonluk üretimle küresel üretimin yaklaşık %70’ini tek başına gerçekleştirmiştir.[ii] ABD ise 25 bin tonluk üretim[iii] ve yaklaşık %10’luk pay ile Çin’in oldukça gerisinde kalmıştır. Bu durum, Çin’in yalnızca rezerv büyüklüğü açısından değil, üretim kapasitesi, işleyebilme kapasitesi ve piyasa hâkimiyeti bakımından da baskın aktör konumunda olduğunu ortaya koymaktadır.

    Sonuç olarak askeri teknolojilerden elektrikli araçlara, nükleer ve küçük modüler reaktörlerden yenilenebilir enerji sistemlerine kadar pek çok alanda nadir toprak elementleri ve kritik minerallere yönelik talep her geçen gün artmaktadır. Bu kaynaklar üzerinde güçlü hakimiyet kuran aktörlerin geleceğin küresel hegemon güçleri olma ihtimali yükselmektedir. Modelski’nin uzun döngüler teorisine göre ortalama her 100 yılda bir yaşanan güç döngüsü analiz edildiğinde, Çin’in bu fırsat penceresinden yararlanma açısından önemli avantajlara sahip olduğu görülmektedir.

    Doç. Dr. Mustafa ÖZALP

    25 Aralık 1983 tarihinde Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesine bağlı Uzakçay Köyü’nde doğmuştur. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaöğrenim ve lise eğitimini ise Ankara’da tamamlayan ÖZALP, 2004 yılı sonunda yükseköğrenim amacıyla Avusturya’ya gitmiştir. Anne ve babası Viyana’da yaşamış, Türkiye kökenli bir gurbetçi geçmişe sahip olan ÖZALP, Viyana’da bulunduğu yıllar boyunca başta Türkiye kökenli sivil toplum kuruluşları olmak üzere birçok sivil toplum örgütünde çeşitli görevler üstlenmiştir. Avusturya/Viyana Üniversitesi’nde 2005–2015 yılları arasında Siyaset Bilimi alanında lisans ve yüksek lisans öğrenimini tamamlayan ÖZALP, aynı üniversitede uluslararası kalkınma alanında doktorasını bitirmiştir. Yozgat Bozok Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Haziran 2016’da öğretim üyesi olarak göreve başlayan ÖZALP, 2016–2019 yılları arasında aynı üniversitenin Akdağmadeni Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü görevini asaleten yürütmüştür. ÖZALP aynı zamanda 2016 yılında açılan Yozgat Bozok Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün kurucu öğretim üyesi olmakla birlikte halen bu bölümde çalışmaktadır. 2021 yılında Uluslararası İlişkiler alanında doçent unvanını alan ÖZALP’in; ikisi Almanca olmak üzere yayımlanmış dört kitabı, biri Almanca olmak üzere iki kitap editörlüğü, beş kitap bölümü ve yirmiden fazla uluslararası hakemli dergide yayımlanmış makalesi bulunmaktadır. ÖZALP’in akademik çalışma alanları başta Türk dünyası enerji entegrasyonu, ticaret koridorları ve ulaştırma diplomasisi olmak üzere; Türkistan coğrafyası, Avrupa enerji politikaları, Arktik bölgesi, enerji güvenliği, küresel ısınma, iklim değişikliği ve göç konularını kapsamaktadır. Akademik düzeyde Almanca bilen ÖZALP, evli ve bir kız çocuğu babasıdır.


    [i] “Çin-ABD geriliminde nadir toprak elementleri ağırlığını koruyor”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/cin-abd-geriliminde-nadir-toprak-elementleri-agirligini-koruyor/3538535, (Erişim Tarihi: 28.04.2026).

    [ii] “Mining of rare earth metals | China”, Statbase, https://statbase.org/data/chn-rare-earth-metals-production/, (Erişim Tarihi: 28.04.2026).

    [iii] “Mining of rare earth metals | United States”, Statbase, https://statbase.org/data/usa-rare-earth-metals-production/, (Erişim Tarihi: 28.04.2026).

    Çin’in Yükselişi: Küresel Sistemin Dönüşümü ve Hegemonya Mücadelesi
    Previous ArticleÇin’de Cinsiyet Kutuplaşması: Giddens’ın Yapılandırma Teorisi
    Next Article Xinhua Başlıkları: Şi ve Putin, Pekin’deki Görüşmede İkili İlişkilerde “Yeni Bir Aşamayı” Selamladı

    Related Posts

    Çin’de Cinsiyet Kutuplaşması: Giddens’ın Yapılandırma Teorisi

    20 Mayıs 2026 Analiz

    Çin’in ABD-İsrail-İran Savaşı’na Yaklaşımı

    19 Mayıs 2026 Analiz

    Şi Cinping’in 2026 Mesajları: Çin’in Söylemsel Kimlik İnşası

    23 Şubat 2026 Analiz

    Son İçerikler

    Haberler
    Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic, Çin’e ilk devlet ziyaretini gerçekleştirecek
    21 Mayıs 2026
    Haberler
    Xinhua Başlıkları: Şi ve Putin, Pekin’deki Görüşmede İkili İlişkilerde “Yeni Bir Aşamayı” Selamladı
    21 Mayıs 2026
    Analiz
    Çin’in Yükselişi: Küresel Sistemin Dönüşümü ve Hegemonya Mücadelesi
    21 Mayıs 2026
    Analiz
    Çin’de Cinsiyet Kutuplaşması: Giddens’ın Yapılandırma Teorisi
    20 Mayıs 2026

    Kuşak ve Yol İnisiyatifi Ekonomi ve Kültür Derneği
    Belt and Road Initiative Association for Economy and Culture
    一带一路经济与文化协会

    İletişim

    Abide-i Hürriyet Caddesi A Blok No: 211 K: 1 D: 64 34381 Şişli/İstanbul-TÜRKİYE

    Tel: +90 (212) 982 49 32

    E-posta: info@kusakveyol.org

    © 2026 Kuşak ve Yol İnisiyatifi Ekonomi ve Kültür Derneği. Tüm Hakları Saklıdır.
    • Kurumsal
    • Kuşak ve Yol Girişimi
    • Haberler
    • Analiz
    • İnfografik
    • Rapor
    • Röportaj

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.