Global Times
Yayımlanma tarihi: 22 Mayıs 2026, 16.25
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, ABD’nin Typhon orta menzilli füze sistemini Haziran-Eylül döneminde ortak askerî tatbikatlar kapsamında Japonya’nın Kagoshima Eyaleti’ndeki Kanoya Hava Üssü’ne konuşlandırmayı ve tatbikatların ardından sistemi Japonya’daki ABD askerî üslerine taşımayı planladığına ilişkin haberler hakkında yöneltilen bir soruya yanıt verdi. Guo, Çin’in ilgili haberleri takip ettiğini, ABD’nin Asya ülkelerine orta menzilli füze sistemleri konuşlandırmasına kesinlikle karşı çıktığını ve bu konuda defalarca endişelerini dile getirdiğini ifade etti.
Guo’ya göre Typhon füze sistemi, stratejik nitelikte saldırı kapasitesine sahip bir silahtır. Bu sistem, diğer ülkelerin meşru güvenlik çıkarlarını zedelemekte, bölgesel stratejik güvenliği tehlikeye atmakta ve askerî çatışma ile silahlanma yarışı risklerini artırmaktadır. Ayrıca, bölgesel barış ve istikrara zarar vermekten başka bir sonuç doğurmamaktadır. Guo, Japonya dâhil olmak üzere birçok Asya ülkesindeki halkların uzun süredir bu konuşlandırmaya karşı çıktığını da vurguladı.
Guo, düzenli basın toplantısında yaptığı açıklamada, Çin’in ABD ve Japonya’yı bölge ülkelerinin çağrılarını dikkate almaya, hatalı politikalarını düzeltmeye ve bölgesel barış ile istikrarın korunması için somut adımlar atmaya davet ettiğini belirtti.
Sözcü ayrıca, söz konusu girişimin Japonya’nın hızlanan yeniden silahlanma sürecinin yeni bir göstergesi olduğunu ifade etti. Guo’ya göre, çeşitli işaretler Japonya’daki sağcı güçlerin “uzun süreli savaşa” hazırlık amacıyla ülkenin askerî kapasitesini kapsamlı biçimde yeniden yapılandırmaya çalıştığını göstermektedir. Bu tür girişimler, Japonya Anayasası, uluslararası hukuk ve iç mevzuat tarafından getirilen sınırlamaları fiilen etkisiz hâle getirmekte; savaş sonrası uluslararası düzene meydan okumakta ve Japonya’nın kendisini “barış yanlısı bir ulus” olarak tanımlayan söylemiyle çelişmektedir.
Guo, Japonya’da yükselen “neo-militarizm” eğilimlerinin ciddi riskler taşıdığını ve bölgesel istikrarsızlığı yeniden tetikleyebileceğini belirterek, uluslararası toplumun tarihten ders çıkarması, yüksek düzeyde teyakkuz hâlinde olması ve bu eğilimleri ortak biçimde sınırlandırması gerektiğini ifade etti.
