Alman Sanayicileri Birliği’nin (BDI), Çin ile yaşanan sorunların giderek büyüdüğünü ve bunun sanayi üzerinde geniş kapsamlı etkiler oluşturduğunu belirterek, Almanya’nın “Çin Şoku 2.0” yaşadığını öne sürdüğü bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi yapısal sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç sorunları dış faktörlere bağlamanın gerçek çözümler üretmeyeceğini ve Çin-Almanya arasında kazan-kazan iş birliğini desteklemeyeceğini söyledi.
Alman basın kuruluşu Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (FAZ) pazartesi günkü haberine göre, BDI Genel Müdürü Tanja Gönner, Alman Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, BDI’nin Çin’i bir rakip olarak gören yaklaşım kapsamında artan sorunlara dikkat çektiğini ifade etti.
Gönner, Çin’in; kritik hammaddelere yönelik bağımlılıklar, ciddi ölçüde düşük değerli para birimi ve devlet destekli kapasite fazlası gibi unsurlar aracılığıyla sanayi üzerinde büyük etkiye sahip olduğunu iddia etti. Buna ek olarak Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefinin de bulunduğunu savundu.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Son yirmi yılda Almanya ve diğer Avrupa ülkelerindeki otomotiv ve makine sektörleri gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketler, Çin’in açık pazarından, kapsamlı tedarik zincirlerinden ve görece düşük maliyetlerinden yararlanarak önemli kazançlar elde etti.” dedi.
Jian, Çin’in artık elektrikli araçlar ve fotovoltaik teknolojiler gibi alanlarda sanayisini geliştirdiğini ve rekabet gücünü artırdığını belirterek, Almanya dahil bazı Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını ifade etti.
Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise kritik hammaddeler konusunda Çin’in uzun süredir yatırım ve Ar-Ge çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Zhou, Çin’in teknolojik avantajlarının ve ihracat kontrollerine yönelik uygulamalarının engel teşkil etmediğini, bu konunun abartılarak Çin’in kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmeye zorlanmasının mantıksız olduğunu söyledi.
Zhou, “Para biriminin değerinin düşük tutulduğu” yönündeki iddiaların da geçerliliğinin daha zayıf olduğunu belirterek, döviz kurlarının temel olarak piyasa koşulları ve ekonomik göstergeler tarafından belirlendiğini ifade etti.
“Kapasite fazlası” konusuna ilişkin olarak Çin’in birçok kez açıklama yaptığını ve bu konuda kapsamlı bir beyaz kitap yayımladığını hatırlatan Zhou, söz konusu durumun hükümet kaynaklı olmadığını söyledi. Zhou, belirli dönemlerde ve piyasa koşullarında arz-talep arasında geçici dengesizliklerin ortaya çıkabileceğini ancak bu tür sorunların ticaret engelleri veya tehditlerle değil, bilgi paylaşımı ve şeffaflığın artırılması yoluyla çözülmesi gerektiğini vurguladı.
BDI, 2019’un başlarında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasında yeniden yönlendirme çağrısında bulunmuştu. Belgede piyasa ekonomisinin daha “dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilirken, Çin bir ortak ancak giderek daha fazla sistemik rakip olarak tanımlanmıştı. FAZ’ın haberine göre, Almanya hükümetinin 2023 Çin Stratejisi’nde de Çin; ortak, rakip ve sistemik rakip olarak nitelendirilmişti.
Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan baskıyla karşı karşıya olduğunu ancak Alman sanayi rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeninin yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmede yaşanan verimsizlik gibi iç yapısal sorunlar olduğunu söyledi.
“Bu iç yapısal sorunları dış faktörlere bağlamak, gerçek sorunların çözümüne yardımcı olmaz.” diyen Jian, Almanya’nın kendi rekabet gücünü yeniden artırması gerektiğini belirtti.
FAZ haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha kararlı olması gerektiğini ancak tamamen kopuş politikasına yönelmemesi gerektiğini söyledi. Gönner, “Birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışırken aynı zamanda kendimizi nasıl savunabileceğimizi de değerlendirmeliyiz.” ifadelerini kullandı.
Geçen hafta Bloomberg, Almanya’nın Çin ile olası bir ticaret savaşında kullanılabilecek bir koz oluşturmak amacıyla Çin tedarik zincirlerindeki kırılgan noktaları belirlediğini bildirmişti.
Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarını savunduğunu belirtmesine rağmen tek taraflı ticaret araçlarına yöneldiğini söyledi. Bunun uzun vadede Alman sanayisinin zayıflamasını hızlandıracağını ifade eden Jian, gerçek anlamda rekabetçi şirketlerin küresel kaynak dağılımında en uygun seçenekleri aramaya devam edeceğini kaydetti.
Çin’deki Alman Ticaret Odası’nın inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i Çin’de Ar-Ge faaliyetlerini yerelleştirmenin son iki yılda geliştirme süreçlerini hızlandırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’deki yerelleştirilmiş Ar-Ge çalışmalarının Almanya’ya kıyasla Ar-Ge maliyetlerini azalttığını ifade ederken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet avantajları sağladığını bildirdi.
Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan iş birliğine dayandığını belirtti. İki ülke arasındaki rekabetin piyasa ekonomisinin doğal bir unsuru olduğunu vurgulayan Jian, önemli olanın rekabete rasyonel ve objektif yaklaşmak olduğunu söyledi.
Jian, rekabetin bir tehdit olarak görülmesinin ve tek taraflı hedefli önlemlere başvurulmasının sorunları daha da karmaşık hale getireceğini ifade etti.
